TURGUT PURA KİMDİR?

GÜNGÖR PURA'NIN KALEMİNDEN TURGUT PURA

Pura’yı ilk İzmir Eğitim Enstitüsü yemekhanesinde görmüştüm. Kırmız gömleği, papyon kravatı ve dağınık saçlarıyla dikkatimi çekmişti. Yanımda oturan Matematik Öğretmeni Şükran Hanım’a “Kuzum bu kim?” diye sorduğumda “Resim Heykel bölümüne gelen yontu hocası, sanırım iyi anlaşacaksınız.” demişti
Evet, Turgut Pura’nın dağınık görünümü içinde kuvvetli bir iç disiplini olduğunu; huysuz aksi görünümü içinde insanları, hayvanları, doğayı çoşkuyla seven biri olduğunu onu tanıdıkça anlayacaktık.
Turgut Pura zor ve çetin bir çocukluk ve gençlik devri geçirmiş. Babasını çok küçük yaşlarda okul çağına gelmeden önce kaybetmiş. O zamanki koşullarda annesi iki çocuğa bakacak durumda olmadığından, anne ve erkek kardeşinden ayrılıp “haminne” dediği babaannesinin ve amcalarının yanında Ankaraya gitmek zorunda kalmış. Çocukluğu ve ilk gençliği Ankara’da geçmiş. Haminne’den ve amcalarından hep sevgiyle söz ederdi.Turgut Pura’nın bu arada resme ilgisi başlıyor. Ressam Numan Pura amcası, Eşref Ören okulda öğretmeni. Lise yıllarında halk evlerinde heykel dalında bir yarışma açılıyor.

Turgut Pura Haminne’nin büstünü yaparak birinci oluyor. Bu olay Turgut Pura’nın meslek seçimini belirliyor. Liseyi bitirince büyük bir istekle Güzel Sanatlar Akademisi’nin Heykel Bölümü’ne giriyor. İstanbul’da bulunduğu yıllarda ömür boyu sürecek köklü dostluklar kurmuş ve büyük bir özenle devam ettirmiştir.
İzmir’deki yaşanımda en büyük isteklerinden biri şehirdeki sanat ortmının geliştiğini görmekti. İzmir Resim Heykel Galerisi’nde 1963 te çalışmaya başlamış, resim ve heykel kurslarını Kordon’da Eski İzmir Evleri’nden birinde sürdürmüştür.
Karaburun yolu üzerinde Balıklıova Köyü vardır. 1970 yıllarında fırını, elektiriği olmayan tam bir balıkçı köyü idi. Sadece kısıtlı şeylerin bulunduğu iki ufak bakkalı vardı. Bizim de Balıklıova’da küçük yazlık bir evimiz vardı. Turgut Pura yaz günleri işten sonra, İzmirden dönerken birçok gazeteyi alıp, doğruca köy kahvesine gider, orada köylülerle gazete haberlerini paylaşır, konuşur ve bundan çok zevk alırdı. Sabah ilk işi bahçe ile uğraşmaktı. İşe gitmeden önce bahçeyi sular, ağaçlar tek tek bakılır, kuru dallar temizlenirdi. Bahçeye her gün adeta “Ben gelinceye kadar iyi durun.” mesajını verirdi.
Güngör PURA ve Turgut PURA
Balıklıova yaşantısı köpeği, güvercinleri, ağaçları, çiçekleri ile onun yaşantısının vazgeçilmez bir bölümü idi. Öldüğü yaz bahçeye elimden geldiğince özen gösterdiğim halde pek çok ağaç, çiçek kurudu. Sanki onunla bir diyalogları varmış gibi. Ölümü erken oldu. Daha çok yaşamak istiyordu. Yapmak istediklerini bitirememişti. Evinin bahçesinde gençlere heykel kursları açmak, gençler arasında sanatla ilgili yarışmalar düzenlemek gibi planları vardı. Daha çok sayıda yontu yapmak ümüdinde idi. Bunlardan yapmayı düşündüğü büyük yontuyu Balıklıova’nın bir tepesine yerleştirecekti. Adını da koymuştu: EGE’YE SELAM TURGUT PURA VAKFI, gençler arasında sanat sevgisini geliştirmek gayreti içinde çalışmalarının tümü gönülden karşılıksız.
Bu yönden vakıf, Turgut Pura’yı yaşatıyor.
Vakfın devam edebilmesi bu gönülden çalışmaların desteği ile gerçekleşiyor. Bunun için ilk başkanımız GÜZİN DÜNDAR ikinci başkanımız MÜNİRE OĞUZ ve bugünkü başkanımız NEVAL KAFESÇİOĞLU’NA ve vakfın bütün kurucu üyelerine GÜNGÖR PURA, TURGAY GÖNENÇ, ORHAN KARTAL, ÖZDEMİR HAZAL, İLHAN BENGİSU, YILDIZ ŞİMA ve vakıf fikrini veren MEHMET SABIR’a sonsuz teşekkürler.
Kaybettiklerimizi rahmet ve sevgiyle anıyoruz.